Babamın Bavulu – Bir Başarı Hikâyesi – Orhan Pamuk

Orhan Pamuk kimilerine göre Nobel Edebiyat ödülünü alarak Türk Edebiyatı için büyük bir katkı sağladı. Kimilerine göre ise bu ödülü alırken izlediği yol ve söylemleri tam bir vatan hainliği sayılıyordu. Ama konumuz ne Orhan Pamuk’un aldığı ödül ne de ödül alma sürecinde izledi yol.

Konumuz başarmak için ya da başarılı denilebilmesi için bir insanın neleri, nasıl, ne kadar sıklıkla yapması gerektiğine dair bir yazı. Bunu da Orhan Pamuk örneğinden yola çıkarak yazmak. Neden Orhan Pamuk diyecek olursanız elime onu kitabı geçti de o yüzden.

Orhan Pamuk ve Babamın Bavulu

Orhan Pamuk Nobel Edebiyat ödülünü alma sürecinde neler yaşadığını, yazarlık macerasının nasıl ve ne şekilde başladığını, babasının bu yazarlık serüveninde onun üzerindeki etkisinin neler olduğunu anlattığı bir kitap “Babamın Bavulu”. Orhan Pamuk Babamın Bavulu’nda kendi iç dünyasının dinamiklerini, tüm dünya ile paylaşıyor.

Neden Babamın Bavulu?

“Babamın Bavulu” aslında bir konuşmanın metninin ismi. Orhan Pamuk 2006 da Nobel Edebiyat ödülünü alırken “Babamın Bavulu” adlı bir konuşma yapıyor. Daha sonra diğer yaptığı konuşmalarla birlikte derlenerek bir kitap haline getiriliyor. Adına da Orhan Pamuk’un tap konuşması olan “Nobel Konuşmasının” ismi veriliyor.

Gelelim asıl konumuza, Babamın Bavulunu okurken Orhan Pamuk’un yazarlık serüveninin nasıl bir yol izlediğini ve bu meşakkatli yolda yaşadıklarının onun üzerinde nasıl izler bıraktığını biraz olsun tanık oldum. Yazarlığın kolay bir durum olmadığını ve yazmanın nasıl bir emek gerektirdiğini Babamın Bavulunda biraz daha anlama fırsatı buldum.

Orhan Pamuk yazarlık serüvenine dair paylaştığı bilgiler içerisinde en çok ilginç olanı bana göre yazar olmaya yirmili yaşlarda başlamasıydı. Çünkü bu yaşına kadar hiç yazmayan beklide doğru dürüst okuması bile olmayan biri iken bir anda yazar olmaya karar veriyorsunuz. Hatta kendisi çocukluğundan beri hep resimle uğraştığı için ressam olacağını düşünüyor ve yirmili yaşlarına kadar resim çiziyor.

Orhan Pamuk’un yirmili yaşlarından sonra yazar olmaya karar vermesindeki en önemli unsur babası. Çünkü babası tam bir kitap kurdu, kütüphaneci ve yazma aşkı ile tutuşan bir adam. Tabi ortam yazmaya ve okumaya müsait olunca Orhan Pamuk böyle bir dönüm noktası yaşıyor ve ilk olarak okumaya daha sonra da yazmaya başlıyor.

Orhan Pamuk’un yazmaya başlamadan önce müthiş okumalar yapması bu işi nasıl özümsediğini bizlere gösteriyor. Orhan Pamuk okumalarına o kadar kendisini kaptırıyor ki arkadaşları ve ailesi endişeleniyor. Peki yazma serüveni nasıl oluyor dersiniz?

Orhan Pamuk yazma serüvenini tam bir ızdırap hali olarak anlatıyor. Aralıksız 10 saat yazdığını ya da yazmaya çalıştığını söylüyor ki ben bunu düşününce bile irkildim. Yazmanın nemenem bir ızdırap olduğunu ve yazdıklarınız ile dünyaya seslenebilmenin nasıl zor bir şey olduğunu bir nebze olsun idrak etmeye çalıştım.

Başarı Ve Orhan Pamuk

Orhan Pamuk’un başarılı sayıla bilmesi için günlük en az 10 saat çalışması, kendisini tüm dünyaya kanıtlaması ve daha sonra Nobel Edebiyat ödülünü kazanması gerekiyordu. Orhan Pamuk’un 30 yıllık bir yazarlık serüveni vardı ve bu serüven içinde günlük 10 ar saatlik çalışmalar ve bilmem kaçar saatlik okumalar vardı. Başarı hiçbir zaman kolay olmadı. Bir kişiye de kolay kolay başarılıda denmedi. Çünkü hepsinin başarısı altında müthiş bir sabır, istikrar, azim ve yoğun bir çalışma temposu vardı.

Tiger Woods ve Başarı

Bu başarıya dair yazıyı iki örnek ile tamamlamak istiyorum. Biri dünyaca ünlü golf oyuncusu, bir fenomen yada golf üstadı olarak da bilinen bir sporcu Tiger Woods.

Bu ismi dünyada bilmeyen ya da bu tür sporlar ile ilgilen kişiler arasında bilmeyen yoktur. Orhan Pamuk ile Tiger Woods’un ne alakası var demeyin, çünkü var.

Ortak noktaları başarılı olmaları ve dünyaca tanınmaları. Orhan Pamuk başarılı olabilmek için günlük 10 saat yazı yazıyordu. Tiger Woods ise başarılı olabilmek zirveye çıkabilmek için günlük 9 bin kez golf topuna vuruyormuş. Bunu duyduğumda üç harfli iki heceli bir kelime aklıma geldi ve güldüm. Düşünebiliyor musunuz adam günlük 9 bin vuruşluk antrenman yapıyor.

Bir diğer örnek bir piyanist ama adını bilmiyorum. Çünkü bu örneği katıldığım bir seminerde duymuştum anlaşılan pekiyi duyamamışım. Dünyaca ünlü bir piyanist kendini yetiştirebilmek için günlük 7 saat bir piyanonun başından hiç kalkmadan çalıyormuş. 7 saat ne demek ya bir piyanonun başında.

Ben bütün bunları duyup okuyunca yaptığım işler ya da olmak istediğim şeyler için neleri ne kadar yapıyorum diye düşünüp kendimi sorguladım. Bizlere atfedilen bir kuşak ismi “Y” kuşağı, bizler sabırsız, hemen olsuncu, emir almak istemeyen, daha rahat, sonuç odaklı bir nesliz. Ama dünya hiçte öyle değil, bu yüzden çok okuyup, çok şey öğreneceğiz, öğrendiklerimizi mutlaka uygulamaya çalışacağız. Belki de en önemlisi kendimizin farkında olarak günümüzü ve geleceğimizi şekillendireceğiz…

OKU-ÖĞREN-UYGULA…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir