Benim İçin Üniversite ve 4 Yıllık Serüven

Bana göre Üniversite bir insanın hayatındaki en önemli zaman dilimlerinden biridir. Neden diyeceksiniz? Çünkü üniversite hayatı toplumumuzda birçok gencin yapmak isteyip yapamadığı birçok sıra dışılığın barındığı bir alandır. Tabi bu söylemim bunu dert edinenler için, üniversite hayatını kantin ve cafe öğrenciliği yaparak geçirenler için değil.

Eğitim hayatımız anaokulu ile başlıyor, (benim tatmadığım bir dönem) ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite ile devam eder. Her eğitim dönemimizin farklı tatları ve güzellikleri vardır. İlk ve Ortaokulda daha saf daha temiz, Lise de biraz melankolik oluyor, saflığımızı biraz olsun kaybediyoruz. Üniversite hayatında ise tam bir sıra dışılık ve kimlik karmaşası yaşıyoruz.

Üniversite kimisi için vazgeçilmez bir dönem kimisi için sadece bir zaman törpüsü. Benim için üniversite bunların dışında; kendimi keşfetme, sıra dışılığın dibine vurma, hayatın tadını çıkartma ve yaşanılması gereken en güzel dönemdi.

Üniversite hayatımın ilk dört yıllık iletişim fakültesi bölümünü nokta koyalı yaklaşık 6 ay oldu. Bu blogdan birçok kez üniversite ve iletişim fakültesi hayatıma dair birçok şey paylaştım.

Her sonun insana biraz hüzün verdiği çok doğru. Benim içinde öyle oldu. Ve yaklaşık 6 ay geçmesine rağmen bir türlü kendimi toparlayıpta bir şeyler yazamadım. Aynı zamanda her son farklı bir başlangıç demek, Nitekim 4 yıllık fakülte hayatından sonra insan kendisini büyük bir boşlukta hissediyor. Her ne kadar yapacaklarını önceden planlamış olsa da sanki bir belirsizlikler içindeymiş hissine kapılıyor.

Dört yıllık fakülte hayatımda geriye dönüp baktığım da ilk olarak bu 4 yıllık zaman diliminin ne kadar hızlı aktığına bir anlam veremiyorum. Sanki dört yıl değil de dört ay gibi geliyor. Ya biz bu dört yılı çok hızlı yaşadık ya da zaman bizi savurdu biz farkına varamadık.

Daha dün gibi her şey, birinci sınıftaki Nurdoğan hocamızın ilk dersi gözümün önünde. Daha önceden adını duymuş olmamızın tedirginliği ile ilk ders. Tabi her söylenen herkes için aynı olmuyor. Nurdoğan hocamız için önceden bizlere pompalanan ilgisiz öğrenci geyikleriydi. Benim o tedirginliği atmam her ne kadar bir ayı alsa da sonrasında başlayan çok iyi bir hoca öğrenci ilişkisi dört yıllık iletişim fakültesinin en zihin açıcı dönemleriydi.

Öğrenciliğimin ilk yılı biraz tanıma ve birazda kendimi keşfetme serüveni ile geçti. Sınıf 120 kişi olunca herkesi bir anda tanıması pek mümkün olmuyor. Tanımak için sosyal mekânlar bizler için en güzel yerlerde. İlk oluşturduğumuz arkadaş grubu 6 kişiydi. Biri Danimarka’dan biri de Alamanya’dan gelmiş iki Türk kızı da bizim arkadaş grubumuz içindeydi. Onların İstanbul’a alışması bizimde İstanbul Üniversitesi ortamına alışmamız yaklaşık 6 ay sürdü. İlk yılımız tanıma, tanıtma ve kendimizi keşfetme serüveni ile geçti. Sütlü Kahve bizlerin mekânıydı.

Birinci sınıf unutulmaz anlar unutulmaz zaman dilimleri ile dolu bir yıldı. Bir olayı hiç unutmuyorum mesela. İnkılâp Tarihi dersiydi. Ortak ders olduğu için Amfi B de yaklaşık 250 kişi var. Daha henüz sınıf bir biri ile kaynaşmamız ufak gruplar var sadece. Yani kimse gerçek yüzü ile değil maskeleri ile konuşuyor. Her neyse dersin konusu neydi tam hatırlamıyorum ama arkadaşın bir tanesi kalktı İzmir’den geldiğini söyledi ve İstanbul’un muhafazakarlığından  gericiliğinden, insanların birbirine hiç saygısı olmadığından dem vurdu ve burada daha fazla kalmak istemediğini ve en geç ikinci dönem İzmir’e geçmek isteğinden dem vurdu.

Tabi İstanbul’u bilenler ve yaşayanlar bu arkadaşın çıkışına ve söylemine epey güldü. Yeni gelen arkadaşlarda bu arkadaş ne diyor ya, biz mi yanlış yerde yaşıyoruz bu arkadaş mı demeye başladılar. Sonra bu çıkışı yapan İzmirli arkadaş ve 120 ile birlikte 4 yılın sonunda mezun olduk. Aslında bu olay hem acılı hem de komik gelmişti. Nedense bunu hiç unutamadım. İstanbul’un evrenselliğini kavrayamamış bir arkadaştı ne yazık ki.

İkinci yılımızda her şey hemen hemen yerine oturmuş sınıf yeteri kadar kaynaşmış ve az çok hocalarımızın düsturunu öğrenmiştik. Artık arkadaş gruplarımız genişlemiş küçük olan arkadaş grubumuz büyümüş neredeyse tüm fakülteden birileri dahil olmuştu. Özellikle benim için artık bir arkadaş grubu yoktu. Farklı farklı gruplarda hemen hemen herkes ile görüşüp konuşuyordum. Bu benim için büyük bir avantaj sağlamıştı. Nedense ben bunu daha çok seviyordum. En azında herkese selem verme, herkesin sohbetine dahil olma gibi bir rahatlığım vardı.

Üçüncü sınıf daha sağlam ilerlemişti nedense. Alan derslerimizin yoğunluk kazandığı Gazetecilik Mesleğinin olmassa olmazlarını öğrendiğimiz farklı konukları yazarları dinlediğimiz bir dönem oldu. Bu dönemde yeni hocalarımızda gelmişti. Onlardan bir tanesi de Prof. Dr. Ali Murat Vural’dı. Eskişehir’den gelmişti. İlk defa bir hocam için keşke birinci sınıfta tanışsaymışız keşke o zaman gelseymiş dedim. Kendisi bence sıra dışı, öğrenmeye ve öğretmeye inanılmaz istekli, öğrenci dostu ve çokta vizyoner bir hocaydı. Ali hocamız ile son üç dönemimizi birlikte geçirdik. Aynı zamanda kendisinden Mezuniyet Projemi almıştım.

Ali hocamız dersin yanında sosyal hayatımızın bir parçası olan Sivil Toplum çalışmalarında da bizlere inanılmaz destek veriyordu. Benim de belki en çok hoşuma giden yönü buydu. Ali hocam ile okul-ders dışında birlikte çalışma fırsatı da bulduk. Benim ikinci üniversitem olan Sivil Toplum hayatına ilk adım attığım Düşün Taşın Derneğimi ve ekip arkadaşlarımı Ali hocamı tanıştırdım. Ali hocamızı ofisimizde misafir etme imkânımız oldu ve onunla dolu dolu 3 saatlik bir Atölye çalışması gerçekleştirdik ve Ali hocamıza yaptığımız çalışmalar hakkında sürekli bilgilendirmelerde bulunduk.

Ali hocamı diğer hocalarımızdan farklı kılan şey Sivil Toplum Kuruluşlarının gücüne inanması ve onların doğru şekilde çalışması halinde çok başarılı bireyler yetiştireceğine inanmasıydı. Belki Düşün Taşın Derneğimizde, ekibimizde yada bir üyesi olarak bende bu ışığı gördüğü için bizlere inanılmaz güzel paylaşımlarda bulundu.

Ve çok kıymetli hocalarım, Prof. DR. Nurdoğan Rigel, Prof. Dr. Murat Özgen, Prof. Dr. Arzu Kihtir, Prof. Dr. Ali Murat Vural Doç. Dr. Belkıs Ulusoy Nalcıoğlu, Doç. Dr. Şebnem Çağlar, Doç. Dr. Güven Büyükbaykal, Doç. Dr. Nilüfer Pembecioğlu, Araş. Gör. Dr. Ersin Turan, Yrd. Doç. Dr. Necla Odyakmaz Acar, Araş. Gör. Hülya Semiz, Araş. Gör. Ahmet Kadri Kurşun, Danışman Hocamız Doç. Dr Adem Ayten. Hepsi bizlerde farklı tatlar bırakan hocalarımızdı. Hepsine ayrı ayrı buradan teşekkür ediyorum. Bizlere emek verdikleri her şeye rağmen bizlere bir şeyler anlatma çabasında oldukları için. Burada tüm hocalarım yok “Sadece Hocalarım” var…

Fakülte hayatımda inanılmaz zaman dilimleri, çok güzel paylaşımlar, sağlam arkadaşlıklar, sayısız sıra dışılıklar yaşadım. Benim için üniversite, başta da söylediğim gibi hayatın tadı, kendimi keşfetme serüveni, sıra dışılığın dibine vurma ve yaşanılması gereken en güzel dönemdi.

Çok şükür mezun oldum ve 6 aylık bir boşluktan sonra kendimi ancak toparlayabildim. Ve şimdi yeni bir hayat başlıyor. Profesyonelliğe ilk adım ve iş hayatı…

Not: Bir sonraki yazımda Üniversite hayatım içindeki çalışmalarımı ve profesyonelliğe ilk adımlarımı kaleme alacağım…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir