İletişim Kazası Nedir? Ne Değildir? Nasıl Gerçekleşir?

Gündeme Dair İletişim Kazaları

İletişim yapısı ve işleyişi itibari ile bir süreç yönetimidir. İletişime bir süreç yönetim işi olarak bakarsak bu süreci iyi ve kötü olarak ikiye ayırabiliriz. 21. yüzyıla İletişim çağı da dendiğime göre kişilerin, kurumların, devletlerin iletişim politikalarını gözden geçirmeleri kaçınılmaz görünmekte. İyi ve kötü iletişim sonuçlarının günümüzde nasıl bir etki uyandırdığını da göz önünde bulundurursak “iletişebilmek” çok daha büyük önem arz etmektedir.

İletişim kazalarına-çatışmalarına iki örnekten hareketle bir durum analizi yapmaya çalışacağım. İşe ilk olarak iletişimin tanımını yaparak başlayalım.

İletişimi kısaca “Bilgi üretme, aktarma ve anlamlandırma süreci” olarak tanımlayabiliriz. İletişim genel anlam ile tanımı ise: duygu, düşünce ve bilgileri çeşitli yollarla başkalarına aktarma ve anlamlandırma sürecidir. İletişim sürecinde rol oynayan belli başlı faktörler vardır, bunlar kaynak, mesaj, alıcı, kanal ve koddur. İletişim sürecindeki bu faktörlerden biri hatalı ya da eksik olursa iletişim kazaları – çatışmaları oluşur.

Toplum tarafından tam olarak iyi anlaşılamayan, topluma anlatılmasında sıkıntılar yaşanan ve bunların sonucunda iletişim kazasına neden olan iki durum. Birinci iletişim kazası, ÖSYM’nin yapmış olduğu YGS açıklaması ve onun akabinde yürütülen iletişim süreci.

ÖSYM ve kopya iddiaları ile ilgili ilk açıklamayı yaptığı andan itibaren kendisi ile ilgili ortaya atılan tüm iddiaları yalanlayarak süreci yürüte bileceğini düşünerek hareket etti. ÖSYM başkanı basının karşısında ne söylemesi gerektiğini, topluma verilecek güven mesajının ne olması gerektiğini tam anlamı ile şeffaflaştırmadan üstelik bir kurum adına bir açıklama yapılmıyor sanki bireysel bir açıklama yapılıyormuş imajı verdi.

Burada izlenmesi gereken iletişim stratejisi açık, yalın ve tatmin edici olmalıydı. Basın sormasa dahi eğer süreç işlerken ortaya çıkacak her türlü olumsuzluğa karşı ilk bilgilendirmeler yine ÖSYM başkanı tarafından yapılmalı idi. Bunu yaparken de şeffaflıktan, doğruluktan ve yanlış anlaşılmaya mahal verecek söylemlerden kaçınılmalı idi.

Özellikle bir kamu kurumu adına yapılacak açıklamalarda iletişim sürecine çok dikkat edilmeli. Çünkü kamu kurum ve kuruluşları devleti devlet yapan unsurlardan olduğu için toplumun her kesimini ilgilendirmekte. Bu süreçte kamu kurum ve kuruluşlarının başında bulunan kişiler her ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar mutlaka ve mutlaka siyasal iletişim, basınla iletişim ve en önemlisi toplum ile iletişim kurarken iletişimcilerden, danışmanlardan profesyonellerden destek almalılar.

Gelelim ikinci iletişim kazasına. Bu iletişim kazası ise her gün cadı kazanı gibi kaynayan büyük bir iletişim ve etkileşim ortamı olan internet üzerine. Tam anlamı ile ise İnternet yasağı olarak adlandırılan internete filtre uygulaması”. Bu iletişim kazasının oluşma sürecinde ise ilk ağızdan yapılması beklenen açıklamanın yapılmamış olması ile başladı. İnternete filtre uygulaması bundan yaklaşık 1 yıl önce ilk olarak gündeme gelmiş ve uygulaması içinde ağustos 2011 beklenmektedir. Bu süreç devam ederken bunu siyesi malzeme yapmak isteyen kurum ve kuruluşlar bunu gündeme getirerek internet gibi her gün inanılmaz reaksiyonun döndüğü, hareketliliğin olduğu bu mecrayı harekete geçirdi.

İnternete filtre uygulamasını internete sansür üst başlığı ile verilmesi, işi internet olan, internette her türlü kısıtlamaya, engellemeye karşı olan benim gibi özgürlüğüne düşkün olan kişi ve grupları harekete geçirdi.

Burada asıl meselenin tam anlaşılmaması ve meselenin muhatabı olan ulaştırma bakanlığının bu konu ile ilgili tam olarak resmi bir açıklama yapmamış olması iletişim kazasına- iletişim çatışmasına davetiye çıkararak binlerce insanı sokağa döktü.

Burada izlenmesi gereken süreç baştan iyi ayarlanmalı, toplum bu konuda detaylı bir şekilde bilgilendirilmeli, aşamalı olarak da bilinçlendirilmeliydi. İnternet gibi cap canlı bir organizmanın bu denli bir iletişim süreci ile değerlendirilmesi kamuoyunda inanılmaz bir kargaşaya ve bilgi kirliliğine neden oldu.

Sonuç olarak İletişim sürecinde rol oynayan faktörlerden kaynak, mesaj, alıcı, kanal,  kod bunlardan biri eksik olursa, aksatılırsa, sağlıksız yürütülürse iletişim kazaları kaçınılmaz olur. Bu nedenle İletişim, toplumsal yapının can damarıdır. Ona ne kadar değer verirsek aynı oranda karşılığını alırız. Dolayısıyla aile, iş yeri, kamuya açık yerler gibi toplumsal hayatın hangi kademesinde olursa olsun iletişim süreçlerine özen göstermeliyiz. Anlayışsızlık, güvensizlik, sabırsızlık, düşüncesizlik, bilgisizlik vb. gibi olumsuz duyguların esiri olmadan kurulan iletişimi en iyi şekilde yönetmeliyiz. Eğer böyle yaparsak, iletişim kazalarının da kurbanı olmamış oluruz. Buna özellikle günümüzde devletin organları olan kamu kurum ve kuruluşlarının başında bulunan bürokratlar ile siyasi partilerin liderleri, yöneticileri dikkat etmeliler.

Her zaman, herkes ile doğru (iletişe)bilmek adına iyi okumalar…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir